• anitagac.istanbul@ibb.gov.tr

FETHİPAŞA SAKIZ AĞACI

FETHİPAŞA SAKIZ AĞACI

FETHİPAŞA SAKIZ AĞACI

 

Bazı şehirler vardır; insan eli değmiş, değişmiştir. Geçmişin izini bulmak zordur; her şey yenidir ve hafızasızdır. Bazı şehirler de vardır ki; insan eli değse de güzelliğinde hep bir artı değer hissedilir. İnsan beğenisi­nin üzerinde bir şey vardır, şehri şehir kılan... Görenler, bakanlar, yaşayanlar hissedip tarif edemedikleri bu güzellik karşısında hayretlerini gizleyemezler. İstanbul, bu ka­tegoride geçmişin izini gururla taşıyan ve geçmiş ile şimdi arasında bağ kuran bir şehirdir. Tarih ve anılar İstanbul'un bugününde her yerde akar durur.

İstanbul'un florası da böylesi bir hafıza birikiminin içerisinde durur. İstanbul'un geçmişten bugüne ve bugün­den geleceğe uzanan tarihinde, " tarihi korular, bahçeler, bostanlar” kavramı içerisinde var ettiği güzellikler, İstanbul’un şehir olarak insana öğrettiği estetiğin bir uzantısı ve bu şehrin hafızasıdır.

İstanbul’un koruları, bizleri zengin ve rengin bir coğrafyanın iklimine götürürken, bu iklimde şehrin bitki örtüsünün en nazenin, en güzel kokulu bir­birinden güzel çiçeklerini, doyumsuz güzellikteki egzotik ağaçlarını nispeten korunmuş olan korularında görmek mümkün olmaktadır.

Uzun yıllar boyunca Boğaziçi kıyılarında bulunan yalılar, teraslar, Mor Salkımlar, Erguvanlar, Sakız ağaçları, Serviler, Çınarlar ile geceleri konuşan ulu ormanlarla tam bir birlik ve sessizlikle, soylu bir uyuşma içinde beraberce yaşamaktadırlar.

 Boğaziçi, 19. yüzyıldan itibaren birbirinden güzel yalılar ve sahil-saraylarla çevrilmiş, bu yalıların arkalarında ise mutlaka küçüklü büyüklü korular, köşk ve pavyonlar yer almıştır. İstanbul’a has özellikleri olan Boğaziçi yalıları, su ve yeşilin kucak kucağa olduğu, günün hemen her saatinde denizin renk değiştiren mavisi, arkasında da zengin bir yeşillik armonisi içerisinde ki sırtlar ve korular arasında bir inci dizisi gibi sıralanmıştır su kıyısına.

O dönemin tüm yalılarının arkalarında bulunan araziler, Anadolu’dan ve dünyanın değişik yerlerinden getirilen farklı türlerde ağaçlarla yeşillendirmiştir. Fethipaşa Korusu, Abraham Paşa Korusu, Cemile Sultan Korusu, Çubuklu Korusu ve daha pek çok korudaki bitki çeşitliliği de böyle meydana gelmiştir.

Yalılar, arkasındaki yamaçlarda bulunan bağ, bahçe, kışlık köşk ve müştemilatlara genellikle altı arşın yüksekliğinde dört arşın eninde yapılan köprülerle bağlanıyordu. Boğaziçi yalılarının en güzel mimari örneklerinden biri olan Fethi Ahmet Paşa Yalısı da üstü kapalı ahşap bir köprü ile arkasında bulunan geniş koruya bağlanıyordu. Sultantepe sırtlarından başlayıp, Kuzguncuk tepesinde nihayet bulan, ‘Fethipaşa Korusu’ halk arasında “Kuzguncuk Korusu” olarakta bilinmekle birlikte tarihi kaynaklarda “Arapzade Korusu” olarakta geçmektedir.

Koru ismini II. Mahmut ve I. Abdülhamid dönemlerinde valilik, elçilik ve nazırlık yapan; çok etkili bir sefir, renkli bir kişilik, sanata meraklı bir devlet adamı olan Tophane Müşiri Fethi Ahmet Paşa’dan almaktadır. Viyana’da görevli iken, Ünlü Alman bestecileri Strauss ve Lanner, Ball-Racketen ve Die Osmanen Valslerini besteleyerek, Fethi Ahmet Paşa’ya ithaf etmişlerdir. Fethi Ahmet Paşa, Türk müzeciliğinin öncüsüdür. 1846’da bazı eski silâhları, arkeolojik eserleri Aya İrini Kilisesi’nde toplayarak Osmanlı ’da ilk müzeyi kurmuştur. Abdülmecid’in emriyle Beykoz Paşabahçe’de bir cam ve billûr fabrikası kurdurarak Türk cam sanayiinin gelişmesine, Beykoz camları ve Çeşmibülbüllerle cam sanatına büyük katkıda bulunmuştur.

1958 yılında Fethi Ahmet Paşanın varislerinden Şevket Mocan tarafından İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne devredilen koru bu tarihten sonra bir süre “Mocan Korusu” olarak da adlandırılmıştır. 1960’dan 1980’lere kadar kendi hâline terk edilmiş, içinde dolaşılmaz hâle gelmiştir. 1985-1987 yılları arasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Koru’yu bakıma almış, halkın kullanımına açmıştır.

1886 senesinde, Sait Paşa’nın Ahmet Fethi Paşa Korusu (Arapzâde Korusu) içinde Boğaziçi’ne hâkim, geniş ufku olan bir düzlüğünde yaptırdığı köşk, 1930 tarihinden sonra yıktırılmış, halen kalıntıları Koru içinde bulunmaktadır.

Koru içinde bulunan ve bugün restoran ve kafeterya olarak kullanılan iki tarihi köşk, binlerce acı tatlı hatıraya ev sahipliği yapmıştır. Türk düşünce ve kültür hayatının önemli isimlerinden olan Cemil Meriç, 1948-1960 yılları arasında, buradaki beyaz zarif köşkte yaşamış gözlerini burada kaybetmiş, ünlü eserlerini burada neşretmiştir.

İstanbul koruları çoğunlukla Boğaziçi’ndeki yalıların sahil saraylarının bol ağaçlı arka bahçeleri olarak yalı sahipleri tarafından oluşturulmuştur. Fethi Ahmet Paşa yalısının arkasında konumlandırılmış olan Fathipaşa korusu da bunun örneklerindendir. Fethipaşa Korusu’nun eşsiz boğaz manzarası ve zengin bitki örtüsü Boğaziçi’nde ayrı bir önem arz eder. İçerisinde barındırdığı bitki çeşitliliği, ağaç dalları arasında gizlenen minik kuşlarıyla adeta cennetten bir köşeyi andırmaktadır.  Bazı kaynaklar der ki, göğüs darlığından mustarip olan Tophane Müşiri Fethi Ahmet Paşa, sıcak yaz aylarında, yalısının arkasındaki bu korulukta dolaşarak biraz soluk almaya çalışırmış.

Üsküdar’ın Sakız ağaçlarının en güzel örnekleri, genciyle yaşlısıyla en çok bu Koru’da yoğunlaşmakta ve büyük boyutlara ulaşmaktadır. Sakız ağaçları Koru’nun muhtelif yerlerinde bulunsa da geniş gövde çaplarına ulaşmış olanlarının daha çok üst kesimlerde yaşadıklarını görmekteyiz.

Endamlı duruşuyla muhteşem bir ağaç olan Fethipaşa Sakızı, Koru’nun İcadiye kapısından girdiğimizde bizi karşılar. Adeta ev sahipliğini gösterircesine dallarını uzatmış, “hoş geldiniz” der gibidir. İstanbul Boğazı'na hâkim, her mevsim ayrı güzellikte olan Fethipaşa Sakız Ağacı, koruya gelen ziyaretçileri karşılama edasıyla uzun yıllardır yaşadığı Koru’nun asaletini hissettirir hepimize.

Fethipaşa Sakızı’nı yalnız bırakmayan, diğer anıt sakızlardan birkaçı da az ötede çay bahçesine doğru giden yolun sağında, set üzerinde dizilirler. Boğaziçi'ne, Kuzguncuk'a, Çamlıca’ya bakan seyir yerindeki düzlükte yaklaşık bir metre çaplı Kızılçamlar, Fıstık Çamlarını birlikte görmekteyiz. Koru’da bir maki türü olan Kermes Meşesi de diğer ağaçlara nispet edercesine 16-18 metreye kadar ulaşmıştır.

 

Fethipaşa Korusu’nun sahil tarafından, Nacak sokaktan gelindiğinde karşınıza yine nazenin bir Sakız ağacı çıkar ki İcadiye girişindeki Fethipaşa Sakızı’na nazire eder gibi, ev sahipliği edasını bırakmayarak Koru’ya davet eder gelenleri.

Can Yücel ‘Sakız Ağacı’ şiirini sanki Fethipaşa Sakız Ağacına atfedilmiş gibidir;

O bir Sakız ağacıydı, alelade;
Bir gün o yeşil sahile çıktı geldi,
O zaman bu zamandır memnun yerinden;
Seyreder bulutları, göğü, denizi

Sakız ağaçlarının gölgesinde boğaz seyri, mavi yeşil bir rüya bırakır pek çok kişinin hatırasına. Her ağacın bir hikâyesi vardır burada. Yokuşları tırmanmak bulutlara çıkar gibi nefes nefes iz bırakır yüreklerde. Ağaçlar yol verir, çiçekler müjde olur buluşmalara…

(1870-yıllarında Kosova Kalyonu’nu Boğaziçi’ndeki görüntüsü, İsveçli fotoğrafçı Guillaume Berggren tarafından
Fethipaşa Korusu’nun üst sırtlarından çekilirken, fotoğraf karesinin sağ tarafında görülen ağacın)

 

Fethipaşa Sakız ağacı bulunduğu tepeden etrafından akıp giden hayatı izlerken,  aynı tepede bulunan Kurtuluş Savaşı kahramanın Özbekler Tekkesi’nin Anadolu’ya geçenleri nasıl sakladığını görmüş, Serasker Hüseyin Avni Paşa Yalısı’ndaki yaşanan hareketlilikleri izlemiş,  Abdurrahman Ağa Camii’nde soluklanan uncuların umuduna ortak olmuş, Yarımca Baba Bektaşi Tekkesi dervişlerinin gönül sırlarını hissetmiş, Hüseyin Avni Paşa çeşmesi su başı sohbetlerinden keyif almış, kahve muhabbetlerine kulak vermiş, Beylik Un Değirmeni’nin halka verdiği umutla gururlanmış ve karakol hane zaptiyelerin asayiş için dolanmalarını güven duygusuyla izleyerek, yüreğine yüklediği umutlarla geçmişin köklü izlerini bugüne taşımıştır.

Korunun tarihine şahitlik etmiş olan ağaçlar şehrin hafızasını saklarlar gölgelerinde. Muhteşem dallarına ip takıp sallanan çocuklara eğlence katarken, atıyla Koru içerisinde gezinen Paşalara soluk noktası olurdu Sakız ağacının gölgesi. Müzik nağmelerini bülbül sesleri eşliğinde dinlemenin ayrıcalığını yaşardı Yakartepe Gazinosu’na gelenler. Koru’nun serinliğinde piknik yapan mahalle halkına mutluluktu Sakız ağacı. Bisikleti ile Koru’nun dik yamaçlarında tur atan gençlerin korkuyla karışık heyecanları ile birlikte yaklaşık 224 yıllık anlıları hep biriktirdi Sakız ağacı.

(1890-Fethipaşa Korusu’nun üst sırtlarından çekilen fotoğrafın anıt Fethipaşa Sakızı olduğu düşünülmektedir.)

 

Ahmet Hamdi Tanpınar “sade isimleriyle İstanbul semtlerine şahsiyet ve hatıra veren Sakız ağaçları” diye betimlerken Sakızları. ‘Bir Gün İcadiye’de’ başlıklı şiirinde Sakız ağaçlarını barındıran Fethipaşa Korusu’nu adeta anlatmaktadır bizlere;

Bir gün İcadiye`de veya Sultantepe`de,

Bir beste kanatlanır, birden olduğun yerde

Bir kainat açılır, geniş, sonsuz, büyülü,

Bu günün rüzgârında yıkanan mazi gülü

Dağılır yaprak yaprak hayalindeki suya

………..…..

Belki en hülyalısı duyduğun masalların

O şafak saltanatı korularda dalların

Her ufku tek başına bekleyen eski Çamlar

Bir sır gibi ömründen sızdırılmış akşamlar,

Ardıçla Kestane’nin her yıllık macerası

Fethipaşa Sakız Ağacı, geçmişten günümüze ışık tutarken, Koru’nun sahip olduğu öz kimliğine, zengin bitki örtüsüne büyük tarihi ve kültürel değer katmaktadır. Tek yapmamız gereken, içerdiği tüm büyülü bilgeliği anlamak için görkemli sessizliğini gözlemek.

 

Yazar

Nimet Ezber Altın

Ziraat Mühendisi

Anadolu Yakası Tabiat Varlıklarını Koruma Şefi

Tarihe tanıklık eden ağaçlarımızdan ''Fethipaşa Sakız Ağacı''